Türkiye’nin ihracat lideri olan otomotiv sektörü, Avrupa Birliği’nin gündemindeki yeni bir düzenleme nedeniyle kritik bir dönemeçle karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e gönderdiği mektupla resmiyet kazanan endişeler, Made in EU düzenlemesi olarak bilinen ve kamu ihalelerinde Avrupa Birliği’nde üretilen araçlara öncelik tanımayı hedefleyen tasarıya odaklanıyor. Bu düzenlemenin, Türkiye’nin en büyük pazarı olan AB ile Gümrük Birliği çerçevesinde kurulan entegre yapıyı temelden sarsma potansiyeli taşıması, sektörde ve Ankara’da ciddi kaygılara yol açıyor.
Made in EU Düzenlemesi Nedir ve Türkiye’yi Neden Endişelendiriyor?
Avrupa Birliği’nin stratejik sanayi politikaları kapsamında geliştirdiği “Made in EU” (AB’de Üretilmiştir) vurgusu, birliğin kendi içindeki üretimi koruma ve teşvik etme amacını taşıyor. Bu kapsamda hazırlanan yeni düzenleme taslağı, AB üyesi ülkelerdeki kamu kurumlarının araç alımlarında, birlik sınırları içinde üretilmiş araçları tercih etmesini yasal bir zeminle güçlendirmeyi planlıyor. Türkiye, Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen AB’ye tam üye olmadığı için bu düzenlemede “üçüncü ülke” statüsünde değerlendirilme riskiyle karşı karşıya. Bu durum, Türkiye’de üretilen ve büyük çoğunluğu AB ülkelerine ihraç edilen araçların, en büyük alıcılardan biri olan kamu filoları pazarından dışlanması anlamına gelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubunda da bu tehlikeye dikkat çekilerek, atılacak böyle bir adımın bölgesel değer zincirleri ve AB-Türkiye Gümrük Birliği açısından beklenmedik olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.
Uzmanlar, düzenlemenin yaratabileceği en kötü senaryonun, Türkiye ekonomisi için yıkıcı olabileceğini belirtiyor. Özellikle filo satışları, bu endişelerin merkezinde yer alıyor. Filo satışları, yani şirketlerin, kiralama firmalarının ve kamu kurumlarının toplu araç alımları, Avrupa otomobil pazarının yaklaşık %60’ını, ticari araç pazarının ise %90’ını oluşturuyor. Türkiye’nin bu devasa pazarın dışında kalması, üretimde ve ihracatta benzeri görülmemiş bir daralmaya yol açabilir. Bu durum, sadece milyarlarca dolarlık ihracat kaybı değil, aynı zamanda otomotiv ve yan sanayide on binlerce kişilik istihdamın da tehlikeye girmesi demektir. Bu nedenle, Türkiye’nin en büyük ihracatçı sektörü olan otomotiv sanayisinin bu düzenlemeden muaf tutulması, ülke ekonomisinin geleceği için hayati önem taşıyor.

Otomotiv Sanayii Derneği’nden (OSD) Gelen Değerlendirmeler
Konuyla ilgili en yetkili kurumlardan biri olan Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) ise durumu yakından takip ediyor. OSD Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Eroldu, yaptığı açıklamalarda Türkiye ile Avrupa Birliği otomotiv sanayileri arasındaki ilişkinin son 30 yılda karşılıklı faydaya dayalı ve birbirini tamamlayıcı bir yapı üzerine kurulduğunu vurguluyor. Eroldu, bu entegrasyonun gücüne güvendiklerini ancak riskin de farkında olduklarını belirtiyor. Türkiye’nin AB otomotiv pazarındaki konumunu rakamlarla özetleyen Eroldu, mevcut durumu şu şekilde açıklıyor:
- İhracat Gücü: Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yaklaşık %70’i Avrupa Birliği ülkelerine yapılmaktadır.
- Karşılıklı Ticaret: Avrupa Birliği’nin toplam otomotiv ihracatının %8’i ise Türkiye’ye yapılmaktadır. Bu durum, ilişkinin tek taraflı olmadığını gösteriyor.
- Pazar Büyüklüğü: Türkiye, AB’nin dördüncü en büyük otomotiv pazarı konumundadır.
- Dengeli Yapı: İki taraf arasındaki otomotiv ithalat ve ihracat rakamları birbirine çok yakın seyrederek dengeli bir ticaret hacmi oluşturmaktadır.
Bununla birlikte Cengiz Eroldu, Türkiye’nin Avrupa için sadece bir pazar değil, aynı zamanda stratejik bir üretim ortağı olduğunun altını çiziyor. Özellikle hafif ticari araç ve otobüs üretiminde Türkiye’nin Avrupa’nın en önemli merkezi olduğunu belirten Eroldu, “Türkiye’siz bir Avrupa otomotiv sanayi biraz zor ayakta kalabilir” diyerek mevcut entegrasyonun vazgeçilmezliğine işaret ediyor. OSD, Türkiye’nin esnek, rekabetçi ve güvenilir bir iş ortağı olarak bu süreçten olumsuz etkilenmemesi gerektiğini savunsa da, düzenleme taslağının nihai halini endişeyle bekliyor. Sektörün tüm paydaşları, Gümrük Birliği ruhuna uygun olarak Türkiye’nin bu düzenlemenin dışında tutulması için diplomatik kanalların sonuna kadar kullanılmasını umut ediyor.
Peki, Made in EU düzenlemesi hakkındaki sizin görüşleriniz neler? Düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın!
